kemal akbulut
Uzman Üyemiz
- Katılım
- 18 Eki 2010
- Mesajlar
- 2,034
- Konum
- Muğla Marmaris
- Web sitesi
- ww.muhabbetkusuureticileri.com
- Adı
- Kemal
- Soyadı
- Akbulut
SÖZÜNÜ ERİ OLMAK İLGİLİ AKİF’DEN BİR HATIRA DAHA:
Baytar Mektebi’nde iken sınıf arkadaşı Hasan Efendi ile Akif o kadar dosttu ki birbirlerine söz veriyorlardı ileride çoluk çocuk sahibi olurlarsa ölenin çocuklarına kalan bakacaktı.
Bunu bana anlattığı sıralarda Akif genç ve Hasan Efendi yaşlı olmakla beraber dinçti: Baytar Mektebi’ndeki bu fazilet mukavelesini tatbikine çok vakit vardı. İçimden güldüm. Kendi kendime düşünüyordum: “Mektebde iken insanlar, umumen seciye kahramanıdırlar; fakat yaş ilerleyip de insan hayata karışınca…”
Akif:
- “Ne düşünüyorsun?” dedi.
- “Hiç!” dedim.
Aradan yıllar geçti. Meşrutiyet’te Baytar Müdürü Umumisi Abdullah’ı Ziraat Nazırı, derecesini indirerek başka yere kaldırdı. Akif O’nun muavini idi; öfkeleniyordu: “Abdullah Bey Mon Pelyede ziraat okumuştu. O’na karşı bu haksızlık reva mıydı?”
Bu öfke o kadar şiddetliydi ki anlıyordum, kendine ait olmayan bu haksızlıktan Akif kendi aleyhine bir netice çıkartacaktı. Nasıl ki, ertesi gün Ziraat Nezareti’ndeki memuriyetinden istifa etti.
Beylerbeyi’ndeki evinde kendi yağı ile kavruluyordu. O sırada O’na her Cuma sabahtan gidiyordum: Kitap okuyorduk. Sabahtan gittiğim için de öğle yemeklerinde ondaydım. İstifadan sonra mazeretler bularak yemeklerden sonra gitmeye başladım: Evin ızdırabı o derece belliydi.
Bir Cuma Akif’in evinde 8 çocuk buldum; teker teker çok sevimli olan çocuklar bir araya gelince ne manzara alırlar, malumdur. Evde sekiz kişilik bir kıyamet kopuyordu. Akif’in beş çocuğuna katılan bu üç çocuğun komşudan gelmiş ufak misafirler olduğunu zannettim ve ertesi cuma bu çocuk gürültüsüyle artık karşılaşmam sandım.
Fakat her Cuma sekiz çocukla sofada kıyamet kopuyordu. Akif de buna katlanıyordu: Bu üç çocuğun gelişi Akif’in çocuklarına da fazla hürriyet vermişti.
Bir Cuma sofada çocuklardan birinin yanağını hıncımdan çimdikler gibi Akif’e sordum:
“- Kim bu yavrular?”
Akif cevap vermedi… Odaya girince, bu üç ızdırabını, bu misafir çocukları Akif’e takılarak tebrik ettim. Akif’in yüzü değişti:
“-Misafir çocukları değil, benim çocuklarım” dedi.
Üç- beş haftada üç çocuğu nasıl olurdu?
“- Hasan Efendi öldü de” dedi; ve bu çocukları kim evvel ölürse hayatta olanın bakacağı çocuklardı, rahmetli Hasan Efendi’nin çocukları.
Fakat Akif bu çocuklardan daha güzeldi: Mektep’te verdiği sözü hala unutmayan bir çocuk.GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR - GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATINDAN LEZZET ALIR
Baytar Mektebi’nde iken sınıf arkadaşı Hasan Efendi ile Akif o kadar dosttu ki birbirlerine söz veriyorlardı ileride çoluk çocuk sahibi olurlarsa ölenin çocuklarına kalan bakacaktı.
Bunu bana anlattığı sıralarda Akif genç ve Hasan Efendi yaşlı olmakla beraber dinçti: Baytar Mektebi’ndeki bu fazilet mukavelesini tatbikine çok vakit vardı. İçimden güldüm. Kendi kendime düşünüyordum: “Mektebde iken insanlar, umumen seciye kahramanıdırlar; fakat yaş ilerleyip de insan hayata karışınca…”
Akif:
- “Ne düşünüyorsun?” dedi.
- “Hiç!” dedim.
Aradan yıllar geçti. Meşrutiyet’te Baytar Müdürü Umumisi Abdullah’ı Ziraat Nazırı, derecesini indirerek başka yere kaldırdı. Akif O’nun muavini idi; öfkeleniyordu: “Abdullah Bey Mon Pelyede ziraat okumuştu. O’na karşı bu haksızlık reva mıydı?”
Bu öfke o kadar şiddetliydi ki anlıyordum, kendine ait olmayan bu haksızlıktan Akif kendi aleyhine bir netice çıkartacaktı. Nasıl ki, ertesi gün Ziraat Nezareti’ndeki memuriyetinden istifa etti.
Beylerbeyi’ndeki evinde kendi yağı ile kavruluyordu. O sırada O’na her Cuma sabahtan gidiyordum: Kitap okuyorduk. Sabahtan gittiğim için de öğle yemeklerinde ondaydım. İstifadan sonra mazeretler bularak yemeklerden sonra gitmeye başladım: Evin ızdırabı o derece belliydi.
Bir Cuma Akif’in evinde 8 çocuk buldum; teker teker çok sevimli olan çocuklar bir araya gelince ne manzara alırlar, malumdur. Evde sekiz kişilik bir kıyamet kopuyordu. Akif’in beş çocuğuna katılan bu üç çocuğun komşudan gelmiş ufak misafirler olduğunu zannettim ve ertesi cuma bu çocuk gürültüsüyle artık karşılaşmam sandım.
Fakat her Cuma sekiz çocukla sofada kıyamet kopuyordu. Akif de buna katlanıyordu: Bu üç çocuğun gelişi Akif’in çocuklarına da fazla hürriyet vermişti.
Bir Cuma sofada çocuklardan birinin yanağını hıncımdan çimdikler gibi Akif’e sordum:
“- Kim bu yavrular?”
Akif cevap vermedi… Odaya girince, bu üç ızdırabını, bu misafir çocukları Akif’e takılarak tebrik ettim. Akif’in yüzü değişti:
“-Misafir çocukları değil, benim çocuklarım” dedi.
Üç- beş haftada üç çocuğu nasıl olurdu?
“- Hasan Efendi öldü de” dedi; ve bu çocukları kim evvel ölürse hayatta olanın bakacağı çocuklardı, rahmetli Hasan Efendi’nin çocukları.
Fakat Akif bu çocuklardan daha güzeldi: Mektep’te verdiği sözü hala unutmayan bir çocuk.GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR - GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATINDAN LEZZET ALIR

