kuş beslemek caizmidir

alibeyk

Uzman Üyemiz
Katılım
16 May 2012
Mesajlar
4,345
Konum
İstanbul
Adı
mert
Soyadı
aydın
Uğur ARAS' Alıntı:
Gözümüz gibi baktığımız kuşlarımızı beslemenin haram yada mekruh olacağını sanmıyorum. Ayrıca cübbeli diyor diye herşey doğru olacak da değil! Gerçi adam olumsuz bişey dememiş. Ayrıca cübbeli hoca lükse israfa da karşı fetvaları vardı ama size gazeteden bir alındı vereyim.

"TEPEDEN tırnağa marka giyinen Yusuf Ünlü’nün (Cübbeli'nin oğlu) ayakkabıları Dolce & Gabbana, jean pantolonu Emporio Armani, montu Burberry, otomobili ise Audi A3’tü. Verdiği vaazlarda yoksul insanların olduğu yerde lüks giyinmenin günah olduğunu söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca’nın oğlunun üstündeki 3 parça giysinin toplam fiyatı 2 bin 700 lirayı buluyordu. Babası cübbe giyerken, oğlunun 1.5 asgari ücret tutarında mont giymesi, birazcık garip karşılandı. Ama burası Türkiye! Burada oluyor böyle vakalar!"
boş ver uğur bey
YALAN HABER BUNLAR YALAN!!, GEÇMİŞ YILLARDAKİ TV haberlerindeki görüntüler, haberlerde yalan, hep düzmece!!!!
konu başlığın dışına çıkmaya başladı, hadi hayırlısı..
 

canan numan

Uzman Üyemiz
Katılım
2 Ocak 2013
Mesajlar
943
Konum
istanbul
Adı
canan
Soyadı
numan
Şimdi kızmayın ama bir laf varya..
Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma diye.
Bazen hepimiz doğruyu biliriz, ama uygulama zor gelir, aslında bu söz herkez için geçerli.
Baba akıl verir oğluna, ama gençliğinde oda o sulardan geçmiştir gibi?

Herkez herkezi sevmek zorunda da değil. Böyle bir zorlama, veya körü körüne sevmek de iyi değil.

Bildiğimiz konularda kefil olmak iyidir ama  bilmediğimiz, veya bilemeyeceğimiz konularda kefil olupta öteki tarafta  sen de neye güvenip KEFİL oldun dendimi cevap verememek çok daha kötüdür. Herkezinde kusuru olabilir, kusursuzdur deyip kefil olmak tehlikelidir. İnsan bilmeden günaha girer.

Biz insanların dediğini biliriz kalbini bilmek bizim bileceğimiz iş değil. Şirke bilmeden düşmek iyi değil.


Oğlu, babaya uymuyor olabilir veya hoca zekatını verdim kullanır diyebilir. Kefil olmakta iyi birşey değil. Giydiği marka hakkında gazeteciler yalancı deyip gazetecilere direkt bilmeden iftira atmak da iyi değil. Yani birilerini severken birilerini kırmayalım. Her meslekte iyisi var kötüsü var. Yalan haberde vardır elbet, doğru haberde.  Bilemeyiz.
 

canan numan

Uzman Üyemiz
Katılım
2 Ocak 2013
Mesajlar
943
Konum
istanbul
Adı
canan
Soyadı
numan
Ayrıca niyeyse Cübbeli, Mehmet Yaşar ÖZtürk hocayıda sevmez.
AMA niyeyse bir türlü karşılaşıp ellerine KURANI alıp cevapta vermez. O da bir enterasan geliyor bana.
Madem susan, Şeytanla işbirliğindedir.
NİYE MEDENİ OLARAK karşılaşıp. Sen doğrusun, yanlışsın denilemiyor. Bu yüzden bazı laflar bana şüpheli geliyor.
Ben defalarca Yaşar Nuri ÖZTÜRK programlardan yalansa bağlanın YALAN deyin diye açıklama yaptığını duydum. NEREDE o zaman yalan diyen alimler. Niye sustular.
Susan şeytandır deniyorsa niye kaçtılar. Niye konuşmadılar.
Veya kendini büyük görüp karşısındakini mi küçük gördülerde böbürlenip CEVAP vermediler.

O da var.

3 tip Alim var Allahın karşısında. Ben bilemem Allah bilir. Hiçbirinede KEFİL olamam çünkü o bilgi bende yok.

Ancak dinler anlamaya çalışırım. İKNA nın tek yolu Kuran , Ayetler, Peygamberim (SAV) ın hayatı  beni ikna edene o ikna ettiği konu için inanırım.  Her lafına inanacağım diye birşey de yok.

Kimse kimseyi sevmiyor diye kızmaya da hakkımız yok. Veya Seviyor diye.

 

Erman Sayın

Uzman Üyemiz
Katılım
26 Nis 2013
Mesajlar
274
Konum
NİĞDE
şimdi ben bu yazıyı yazınca arkadaşlar burada fetva verme burası öyle bi yer değil vs diyeceklerdir lakin bunu diyenlerin öncelikle kendilerine bakmalarını tavsiye ederim çünkü konu saptırılmış ve çok farklı yöne çekilmiş günaha girilmeye başlanmış.Hayırlı olan bir iş şere dönüşmekte insanlar birbirlerini kırmaktalar.bu yazıyı herkesin okumasını isterim.kimseye fetva verme vs amacımda yok yanlış anlaşılmasın.

herkes herkesin düşüncesine saygı duymalıdır.kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur.Aşagıdada yazıyor şahsa hakaret etmek heleki arkasından kim olursa olsun zinadan daha günahtır...


Dilimiz; kavgalarımız, kişisel çıkarlarımız, kırgınlıklarımızdan beslenip döndükçe dönüyor ve ağzımıza bal çalınırcasına konuşup duruyoruz. Gözümüzün tutmaması, ufak bir hataya maruz kalmamız, ortak yönlerimizin olmayışı bile birinin hakkında olumsuz konuşmamız için yeterli oluyor. "Karşımızdakine zarar gelir mi, söylenenlerden rahatsız olur mu?" diye hiç düşünmeden özel hayatları kurcalıyor, karakterleri irdeleyebiliyor, insanlara haksızlık etme ihtimalimizi aklımıza dahi getirmeden bir sürü söz sayıp dökebiliyoruz. Şahısları kendi zihnimize göre kurguluyor, yargılıyor ve idam ediyoruz tabiri caizse. "Falanca yalancı, filanca kıskanç" gibi sıfatlarla insanları yaftalamakta da üstümüze yok. Karakterlerle yahut kişilerin zaafları ve hataları ile ilgili kulp takmak, hiç zorlanmadığımız dedikodu usullerimizden. Ayrıca gıybet, sadece şahıslar üzerinden yapılmıyor. Kimi zaman cemaat, halk ve topluluklar da kötüleniyor. İpin ucu kaçırılıp "Onlar böyleler, onlar şöyleler. Biz biliyoruz..." gibi müphem ve ucu açık cümleler hiç çekinmeden sarf ediliyor. Gıybet eden zaman zaman özeleştiri de yapsa bu söylemler dilde kalıyor ve kalbe intikal etmiyor ne yazık ki. Üstelik dedikodu yalnızca dil ile de yapılmıyor. Allah'ın hayırda kullanmak üzere verdiği tüm uzuvlarımızı, bu zehire bulaştırmak için olanca gayretimizi gösteriyoruz. Bakışlarımızla, mimiklerimizle, dudak bükmelerimizle, beden dilimizle de gıybete giriyoruz.

Halbuki Cenâb-ı Hak, "Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizi gıybet de etmeyin. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah tövbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir." (Hucurat Sûresi, 12) ayet-i kerimesiyle gıybetten uzak durmamız ikazında bulunuyor. Fakat, ayetin emrettiğini hayata nasıl geçireceğimiz konusunda hepimiz çelişkiler yaşıyoruz.

Ebu Hureyre'nin rivayetiyle: "Resûllullah Aleyhissalatu Vesselam buyurdular ki; 'Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?' 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir!' dediler. Bunun üzerine: 'Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!' açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: 'Ya benim söylediğim o kişide o varsa bu da gıybet midir?' dedi. Aleyhissalatu Vesselam: 'Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftira) bulundun demektir.'" Anlıyoruz ki müspet ya da menfî olan bir şeyi muhatabından habersiz başka bir kişi ile konuşmak dedikodu.

Büyük İslâm âlimi Gazalî, 'İhyâ-i Ulûmi'd-Din' isimli eserinde gıybeti altı farklı kategoride ele alıyor. Bunlardan ilki fizikî hususlarda yapılan gıybetler. İmam-ı Gazalî, bir kimsenin fizikî kusurunu "Falan kişi şaşıdır, kördür, keldir, boyu kısa veya uzundur..." gibi tanımlamalarda anmanın gıybet olduğunu söylüyor. Ebu Davut'un bildirdiği üzere, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu meselede Hz. Aişe Validemiz'i uyarıyor: "Bir gün, Hz. Aişe, Efendimiz'e Safiyye Annemiz'in kısalığından bahseder. Allah Resûlü de bunun üzerine onu ikaz eder ve şöyle der: 'Öyle bir laf ettin ki, şayet o söz denize karışsaydı onun suyunu bozardı.'" Bu olay gösteriyor ki bizim gıybet değeri atfetmediğimiz tanımlamalar bile bu şekilde değerlendiriliyor. Bu sebeple nelerin dedikodu olduğunu çok iyi bilmek gerekiyor. Gazalî'ye göre gıybetin diğer beş kategorisi; ahlâk ve karakterlerle ilgili hususlara dair yapılan konuşmalar, şahısların dinî hayatları ve kılık kıyafetleri hakkında yapılan yorumlar, yapılan taklitler, kaş-göz işaretleri. Bunlar aslında az çok dedikodu olduğunu bildiğimiz hususlar. Fakat gıybet olmadığını düşünerek bu günahı işlediğimiz de oluyor. Örneğin "Daha neleri var neleri" tarzında ucu açık cümleler kurarak, konuşulan kişinin hatasını açık açık söylemekten kaçınıyoruz.

Şahısların yanı sıra cemaat ve topluluklar hakkında konuşmak, en büyük handikaplarımızdan. İsim vermeden genel konuşmak gıybet gibi gelmiyor çoğumuza. Ancak çoğunluk hakkında menfî şeyler söylemek de, zinadan daha büyük günah olarak tarif edilen gıybete giriyor. Burada Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem), "Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tövbe eder de, Allah onun tövbesini kabul eder. Fakat gıybet eden, gıybet edilen tarafından affedilmedikçe, o günahı bağışlanmaz." şeklinde işaret buyurduğu hadisin önemi bir kez daha anlam kazanıyor. Zirâ cemaatler hakkında konuşulduğunda o cemaate mensup herkesten helallik istemek gerekiyor. Bu sebeple Hasan Ellek, "Müminler en çok da toplulukların gıybetini yapmaktan kendilerini muhafaza etmeliler." diyor.

Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]

Bir kimse, başka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalışır, gıybetini eder. Başkasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık olduğunu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermiş olmuyor, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmediği kişinin günahlarını alıp, yerine kendi sevaplarını veriyor.

Başkalarını gıybet edip kusur araştıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Halbuki kendi kusurları ile meşgul olan başkalarının kusurlarını göremez. Başkalarının kusurları ile uğraşan birisinin, kendi kusurunu görmeyen zavallı bir ahmak olduğu anlaşılır.

NOT: ADMİNLERDEN RICA EDİYORUM BU KONUYU KİLİTLESİNLER...
 

alibeyk

Uzman Üyemiz
Katılım
16 May 2012
Mesajlar
4,345
Konum
İstanbul
Adı
mert
Soyadı
aydın
Erman SAYIN' Alıntı:
şimdi ben bu yazıyı yazınca arkadaşlar burada fetva verme burası öyle bi yer değil vs diyeceklerdir lakin bunu diyenlerin öncelikle kendilerine bakmalarını tavsiye ederim çünkü konu saptırılmış ve çok farklı yöne çekilmiş günaha girilmeye başlanmış.Hayırlı olan bir iş şere dönüşmekte insanlar birbirlerini kırmaktalar.bu yazıyı herkesin okumasını isterim.kimseye fetva verme vs amacımda yok yanlış anlaşılmasın.

herkes herkesin düşüncesine saygı duymalıdır.kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur.Aşagıdada yazıyor şahsa hakaret etmek heleki arkasından kim olursa olsun zinadan daha günahtır...


Dilimiz; kavgalarımız, kişisel çıkarlarımız, kırgınlıklarımızdan beslenip döndükçe dönüyor ve ağzımıza bal çalınırcasına konuşup duruyoruz. Gözümüzün tutmaması, ufak bir hataya maruz kalmamız, ortak yönlerimizin olmayışı bile birinin hakkında olumsuz konuşmamız için yeterli oluyor. "Karşımızdakine zarar gelir mi, söylenenlerden rahatsız olur mu?" diye hiç düşünmeden özel hayatları kurcalıyor, karakterleri irdeleyebiliyor, insanlara haksızlık etme ihtimalimizi aklımıza dahi getirmeden bir sürü söz sayıp dökebiliyoruz. Şahısları kendi zihnimize göre kurguluyor, yargılıyor ve idam ediyoruz tabiri caizse. "Falanca yalancı, filanca kıskanç" gibi sıfatlarla insanları yaftalamakta da üstümüze yok. Karakterlerle yahut kişilerin zaafları ve hataları ile ilgili kulp takmak, hiç zorlanmadığımız dedikodu usullerimizden. Ayrıca gıybet, sadece şahıslar üzerinden yapılmıyor. Kimi zaman cemaat, halk ve topluluklar da kötüleniyor. İpin ucu kaçırılıp "Onlar böyleler, onlar şöyleler. Biz biliyoruz..." gibi müphem ve ucu açık cümleler hiç çekinmeden sarf ediliyor. Gıybet eden zaman zaman özeleştiri de yapsa bu söylemler dilde kalıyor ve kalbe intikal etmiyor ne yazık ki. Üstelik dedikodu yalnızca dil ile de yapılmıyor. Allah'ın hayırda kullanmak üzere verdiği tüm uzuvlarımızı, bu zehire bulaştırmak için olanca gayretimizi gösteriyoruz. Bakışlarımızla, mimiklerimizle, dudak bükmelerimizle, beden dilimizle de gıybete giriyoruz.

Halbuki Cenâb-ı Hak, "Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizi gıybet de etmeyin. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah tövbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir." (Hucurat Sûresi, 12) ayet-i kerimesiyle gıybetten uzak durmamız ikazında bulunuyor. Fakat, ayetin emrettiğini hayata nasıl geçireceğimiz konusunda hepimiz çelişkiler yaşıyoruz.

Ebu Hureyre'nin rivayetiyle: "Resûllullah Aleyhissalatu Vesselam buyurdular ki; 'Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?' 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir!' dediler. Bunun üzerine: 'Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!' açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: 'Ya benim söylediğim o kişide o varsa bu da gıybet midir?' dedi. Aleyhissalatu Vesselam: 'Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftira) bulundun demektir.'" Anlıyoruz ki müspet ya da menfî olan bir şeyi muhatabından habersiz başka bir kişi ile konuşmak dedikodu.

Büyük İslâm âlimi Gazalî, 'İhyâ-i Ulûmi'd-Din' isimli eserinde gıybeti altı farklı kategoride ele alıyor. Bunlardan ilki fizikî hususlarda yapılan gıybetler. İmam-ı Gazalî, bir kimsenin fizikî kusurunu "Falan kişi şaşıdır, kördür, keldir, boyu kısa veya uzundur..." gibi tanımlamalarda anmanın gıybet olduğunu söylüyor. Ebu Davut'un bildirdiği üzere, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu meselede Hz. Aişe Validemiz'i uyarıyor: "Bir gün, Hz. Aişe, Efendimiz'e Safiyye Annemiz'in kısalığından bahseder. Allah Resûlü de bunun üzerine onu ikaz eder ve şöyle der: 'Öyle bir laf ettin ki, şayet o söz denize karışsaydı onun suyunu bozardı.'" Bu olay gösteriyor ki bizim gıybet değeri atfetmediğimiz tanımlamalar bile bu şekilde değerlendiriliyor. Bu sebeple nelerin dedikodu olduğunu çok iyi bilmek gerekiyor. Gazalî'ye göre gıybetin diğer beş kategorisi; ahlâk ve karakterlerle ilgili hususlara dair yapılan konuşmalar, şahısların dinî hayatları ve kılık kıyafetleri hakkında yapılan yorumlar, yapılan taklitler, kaş-göz işaretleri. Bunlar aslında az çok dedikodu olduğunu bildiğimiz hususlar. Fakat gıybet olmadığını düşünerek bu günahı işlediğimiz de oluyor. Örneğin "Daha neleri var neleri" tarzında ucu açık cümleler kurarak, konuşulan kişinin hatasını açık açık söylemekten kaçınıyoruz.

Şahısların yanı sıra cemaat ve topluluklar hakkında konuşmak, en büyük handikaplarımızdan. İsim vermeden genel konuşmak gıybet gibi gelmiyor çoğumuza. Ancak çoğunluk hakkında menfî şeyler söylemek de, zinadan daha büyük günah olarak tarif edilen gıybete giriyor. Burada Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem), "Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tövbe eder de, Allah onun tövbesini kabul eder. Fakat gıybet eden, gıybet edilen tarafından affedilmedikçe, o günahı bağışlanmaz." şeklinde işaret buyurduğu hadisin önemi bir kez daha anlam kazanıyor. Zirâ cemaatler hakkında konuşulduğunda o cemaate mensup herkesten helallik istemek gerekiyor. Bu sebeple Hasan Ellek, "Müminler en çok da toplulukların gıybetini yapmaktan kendilerini muhafaza etmeliler." diyor.

Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]

Bir kimse, başka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalışır, gıybetini eder. Başkasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık olduğunu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermiş olmuyor, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmediği kişinin günahlarını alıp, yerine kendi sevaplarını veriyor.

Başkalarını gıybet edip kusur araştıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Halbuki kendi kusurları ile meşgul olan başkalarının kusurlarını göremez. Başkalarının kusurları ile uğraşan birisinin, kendi kusurunu görmeyen zavallı bir ahmak olduğu anlaşılır.

NOT: ADMİNLERDEN RICA EDİYORUM BU KONUYU KİLİTLESİNLER...
Erman bey yorumlara saygı duyuyoruz, yeterki seviyeli ölçülerde olsun, teşekkür ederim,
bencede konu kilitlensin, iyice sapıyor konu...
 

canan numan

Uzman Üyemiz
Katılım
2 Ocak 2013
Mesajlar
943
Konum
istanbul
Adı
canan
Soyadı
numan
Erman Bey çok doğru yazmışsınız. Yapıcı olmak güzel ama bilgili olup Kaynaklarla İKNA ederek sevgi ile  paylaşımda bulunmak daha güzel elinize kolunuza sağlık.
 

Uğur Aras

Üyemiz
Katılım
3 Ocak 2013
Mesajlar
32
Konum
Samsun - Malatya
Ayhan YILDIRIM' Alıntı:
uğur gazeteden haberle suyu bulandırma gazete haberlerinin % 70 masa başında yazılıyor bunu senin yaşın dan dolayı bilemezsin belki bu ülkede masa başından yalan haber yapılarak hükümetler yıkıldı şimdi gazete yalanını kopyalayıp gerçekmiş gibi burda yazmanın sana bir faydası olmaz zararından başka peki cübbelinin babasının ne iş yaptığını biliyormusun bu adam kimdir nerelidir nerde eğitim almıştır ...bilmiyorsan öğren araştır bir dahada bilgin olmayan konuda gazete haberlerinden  vs.... alıntı yaparak insanları karalamaya çalışmayın...
Kardeşim haberin görüntüsüde var googleden biraz araştırırsan görürsün. Hemen yalan haber diyey yaygara yapmayın. Ben objektif bir açıdan baktım. Tabi adam ferrariye de biner bizi ilgilendirmez ve konu ile alakalı da değil aslında. Benim anlatmak istediğim bir hoca kuş besleme derse bırakacakmısınız bunu merak ediyorum? Bazı şeyler için hacıdan hocadan nutuk dinlemeye gerek yok Allahü teala akıl vermiş sen yeterki kullan..
 

egeden

Üyemiz
Katılım
21 Ara 2012
Mesajlar
89
Konum
Manisa
Adı
erkan
Soyadı
cihangir
Canan NUMAN' Alıntı:
Ayrıca niyeyse Cübbeli, Mehmet Yaşar ÖZtürk hocayıda sevmez.
AMA niyeyse bir türlü karşılaşıp ellerine KURANI alıp cevapta vermez. O da bir enterasan geliyor bana.
Madem susan, Şeytanla işbirliğindedir.
NİYE MEDENİ OLARAK karşılaşıp. Sen doğrusun, yanlışsın denilemiyor. Bu yüzden bazı laflar bana şüpheli geliyor.
Ben defalarca Yaşar Nuri ÖZTÜRK programlardan yalansa bağlanın YALAN deyin diye açıklama yaptığını duydum. NEREDE o zaman yalan diyen alimler. Niye sustular.
Susan şeytandır deniyorsa niye kaçtılar. Niye konuşmadılar.
Veya kendini büyük görüp karşısındakini mi küçük gördülerde böbürlenip CEVAP vermediler.

O da var.

3 tip Alim var Allahın karşısında. Ben bilemem Allah bilir. Hiçbirinede KEFİL olamam çünkü o bilgi bende yok.

Ancak dinler anlamaya çalışırım. İKNA nın tek yolu Kuran , Ayetler, Peygamberim (SAV) ın hayatı  beni ikna edene o ikna ettiği konu için inanırım.  Her lafına inanacağım diye birşey de yok.

Kimse kimseyi sevmiyor diye kızmaya da hakkımız yok. Veya Seviyor diye.

Cübbeli Ahmet Hoca-Yaşar Nuri Öztürk'e Zina reddiyesi!

canan hanım hocam gereken yerde muhataplarına gerektiği gibi reddiyeler yapmıştır araştırırsanız hepsine ulaşırsınız yani hocamız dilsiz değil
 

egeden

Üyemiz
Katılım
21 Ara 2012
Mesajlar
89
Konum
Manisa
Adı
erkan
Soyadı
cihangir
Uğur ARAS' Alıntı:
Kardeşim haberin görüntüsüde var googleden biraz araştırırsan görürsün. Hemen yalan haber diyey yaygara yapmayın. Ben objektif bir açıdan baktım. Tabi adam ferrariye de biner bizi ilgilendirmez ve konu ile alakalı da değil aslında. Benim anlatmak istediğim bir hoca kuş besleme derse bırakacakmısınız bunu merak ediyorum? Bazı şeyler için hacıdan hocadan nutuk dinlemeye gerek yok Allahü teala akıl vermiş sen yeterki kullan..

HZ. NUH'UN OĞLU KENAN

“Ey oğulcağızım! Gel bizimle gemiye bin ve imana gel. Kafirlerle beraber olma! İşte görüyorsun sular yükselmeye başladı.”

Fakat bütün telkinlere rağmen, Kenan inadında ısrar etti. Babasını dinlemedi. Kendi gücüyle kurtulacağını sanıyordu. Şöyle dedi:

“Hayır, binmem! Senin gemine bineceğime bir dağa iltica ederim. O dağ beni boğulmaktan kurtarır.” .

Hz. Nuh (as), oğlunun kafir olarak ölmesine razı olamıyordu. Oğluna son sözleri şu oldu:

“Oğlum! Bugün iman ve itaatlarıyla Allah’ın rahmet ve merhametine mazhar olanlardan başkası için kurtuluş yoktur. İnat etmenin manası yok. Bak, işte sular etrafımızı sardı bile.”(2)

Hz. Nuh (as) daha sözlerini bitirmeden oğlu ile kendisinin arasına büyükçe bir dalga girdi ve Kenan’ı alıp götürdü. Böylece nefis ve şeytana uyarak, inat ve inançsızlığının cezasını peşin olarak bu dünyada da görmüş oldu.