şimdi ben bu yazıyı yazınca arkadaşlar burada fetva verme burası öyle bi yer değil vs diyeceklerdir lakin bunu diyenlerin öncelikle kendilerine bakmalarını tavsiye ederim çünkü konu saptırılmış ve çok farklı yöne çekilmiş günaha girilmeye başlanmış.Hayırlı olan bir iş şere dönüşmekte insanlar birbirlerini kırmaktalar.bu yazıyı herkesin okumasını isterim.kimseye fetva verme vs amacımda yok yanlış anlaşılmasın.
herkes herkesin düşüncesine saygı duymalıdır.kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur.Aşagıdada yazıyor şahsa hakaret etmek heleki arkasından kim olursa olsun zinadan daha günahtır...
Dilimiz; kavgalarımız, kişisel çıkarlarımız, kırgınlıklarımızdan beslenip döndükçe dönüyor ve ağzımıza bal çalınırcasına konuşup duruyoruz. Gözümüzün tutmaması, ufak bir hataya maruz kalmamız, ortak yönlerimizin olmayışı bile birinin hakkında olumsuz konuşmamız için yeterli oluyor. "Karşımızdakine zarar gelir mi, söylenenlerden rahatsız olur mu?" diye hiç düşünmeden özel hayatları kurcalıyor, karakterleri irdeleyebiliyor, insanlara haksızlık etme ihtimalimizi aklımıza dahi getirmeden bir sürü söz sayıp dökebiliyoruz. Şahısları kendi zihnimize göre kurguluyor, yargılıyor ve idam ediyoruz tabiri caizse. "Falanca yalancı, filanca kıskanç" gibi sıfatlarla insanları yaftalamakta da üstümüze yok. Karakterlerle yahut kişilerin zaafları ve hataları ile ilgili kulp takmak, hiç zorlanmadığımız dedikodu usullerimizden. Ayrıca gıybet, sadece şahıslar üzerinden yapılmıyor. Kimi zaman cemaat, halk ve topluluklar da kötüleniyor. İpin ucu kaçırılıp "Onlar böyleler, onlar şöyleler. Biz biliyoruz..." gibi müphem ve ucu açık cümleler hiç çekinmeden sarf ediliyor. Gıybet eden zaman zaman özeleştiri de yapsa bu söylemler dilde kalıyor ve kalbe intikal etmiyor ne yazık ki. Üstelik dedikodu yalnızca dil ile de yapılmıyor. Allah'ın hayırda kullanmak üzere verdiği tüm uzuvlarımızı, bu zehire bulaştırmak için olanca gayretimizi gösteriyoruz. Bakışlarımızla, mimiklerimizle, dudak bükmelerimizle, beden dilimizle de gıybete giriyoruz.
Halbuki Cenâb-ı Hak, "Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizi gıybet de etmeyin. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah tövbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir." (Hucurat Sûresi, 12) ayet-i kerimesiyle gıybetten uzak durmamız ikazında bulunuyor. Fakat, ayetin emrettiğini hayata nasıl geçireceğimiz konusunda hepimiz çelişkiler yaşıyoruz.
Ebu Hureyre'nin rivayetiyle: "Resûllullah Aleyhissalatu Vesselam buyurdular ki; 'Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?' 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir!' dediler. Bunun üzerine: 'Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!' açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: 'Ya benim söylediğim o kişide o varsa bu da gıybet midir?' dedi. Aleyhissalatu Vesselam: 'Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftira) bulundun demektir.'" Anlıyoruz ki müspet ya da menfî olan bir şeyi muhatabından habersiz başka bir kişi ile konuşmak dedikodu.
Büyük İslâm âlimi Gazalî, 'İhyâ-i Ulûmi'd-Din' isimli eserinde gıybeti altı farklı kategoride ele alıyor. Bunlardan ilki fizikî hususlarda yapılan gıybetler. İmam-ı Gazalî, bir kimsenin fizikî kusurunu "Falan kişi şaşıdır, kördür, keldir, boyu kısa veya uzundur..." gibi tanımlamalarda anmanın gıybet olduğunu söylüyor. Ebu Davut'un bildirdiği üzere, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu meselede Hz. Aişe Validemiz'i uyarıyor: "Bir gün, Hz. Aişe, Efendimiz'e Safiyye Annemiz'in kısalığından bahseder. Allah Resûlü de bunun üzerine onu ikaz eder ve şöyle der: 'Öyle bir laf ettin ki, şayet o söz denize karışsaydı onun suyunu bozardı.'" Bu olay gösteriyor ki bizim gıybet değeri atfetmediğimiz tanımlamalar bile bu şekilde değerlendiriliyor. Bu sebeple nelerin dedikodu olduğunu çok iyi bilmek gerekiyor. Gazalî'ye göre gıybetin diğer beş kategorisi; ahlâk ve karakterlerle ilgili hususlara dair yapılan konuşmalar, şahısların dinî hayatları ve kılık kıyafetleri hakkında yapılan yorumlar, yapılan taklitler, kaş-göz işaretleri. Bunlar aslında az çok dedikodu olduğunu bildiğimiz hususlar. Fakat gıybet olmadığını düşünerek bu günahı işlediğimiz de oluyor. Örneğin "Daha neleri var neleri" tarzında ucu açık cümleler kurarak, konuşulan kişinin hatasını açık açık söylemekten kaçınıyoruz.
Şahısların yanı sıra cemaat ve topluluklar hakkında konuşmak, en büyük handikaplarımızdan. İsim vermeden genel konuşmak gıybet gibi gelmiyor çoğumuza. Ancak çoğunluk hakkında menfî şeyler söylemek de, zinadan daha büyük günah olarak tarif edilen gıybete giriyor. Burada Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem), "Gıybetten sakının; çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina edip tövbe eder de, Allah onun tövbesini kabul eder. Fakat gıybet eden, gıybet edilen tarafından affedilmedikçe, o günahı bağışlanmaz." şeklinde işaret buyurduğu hadisin önemi bir kez daha anlam kazanıyor. Zirâ cemaatler hakkında konuşulduğunda o cemaate mensup herkesten helallik istemek gerekiyor. Bu sebeple Hasan Ellek, "Müminler en çok da toplulukların gıybetini yapmaktan kendilerini muhafaza etmeliler." diyor.
Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) [Taberani]
Bir kimse, başka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalışır, gıybetini eder. Başkasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık olduğunu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermiş olmuyor, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmediği kişinin günahlarını alıp, yerine kendi sevaplarını veriyor.
Başkalarını gıybet edip kusur araştıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Halbuki kendi kusurları ile meşgul olan başkalarının kusurlarını göremez. Başkalarının kusurları ile uğraşan birisinin, kendi kusurunu görmeyen zavallı bir ahmak olduğu anlaşılır.
NOT: ADMİNLERDEN RICA EDİYORUM BU KONUYU KİLİTLESİNLER...